21 Mayıs 2012 Pazartesi   İNSAN KAYNAKLARI    NÖBETÇİ ECZANELER    SERİ İLANLAR  
Çorlu Habercem
Anasayfa | Haber Ara | Foto Galeri | Videolar | Anketler | Sinema | Kitap | Müzik | Günlük Burçlar

HABER ARA


Gelişmiş Arama




KADIN VE ŞİDDET

Okunma  Yazar : ÖZLEM ÖZER
Yorumlar  Yorum Sayısı : 1
Okunma  Okunma : 1014
Tarih  Tarih : 23 Aralık 2009, 23:07

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

“Kadınlarımız, anamız, avradımız, yarimiz ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen ve soframızda ki yeri öküzümüzden sonra gelen” Anadoluda yüzyıllardır hala yeri değişmeyen kadınlarımız. Saçı uzun, aklı kısa olan ve cenneti ayaklarının altına serdiğimiz kadar, dayak, küfür, taciz, tecavüz ve cinayette cömert davrandığımız kadınlarımız.
     Ataerkil ve erkek egemen bir sistemde, yirmi birinci yüzyılın eşiğinde, bir emniyet müdürünün  İstanbul’ da genç bir kızın hunharca öldürülmesi ve failinin yakalanmaması üzerine oluşan tepkilere cevaben “Ne yapalım aile de kızını takip etseymiş” demesi ya da trajlı bir gazetenin sözde entelektüel bir köşe yazarının kadınları dağa kaldırıp seks kölesi yapmaktan bahsetmesi bir kadın olarak şaşırtmıyor bizleri ama açıkcası utandırıyor …
      Yüzyılımızn en önemli sorununun, şiddetle ve özellikle kadına yönelik şiddetle mücadele etmek olduğunu düşünüyorum.. Ülkemizde yapılan araştırmalar gösteriyor ki, her üç kadından ikisi ve ayrıca eşlerinden daha fazla ücret alan her üç kadından biri şiddete uğruyor. Anket sorularına verilen diğer cevaplar da gösteriyor ki bu sadece fiziksel şiddetle sınırlı kalmıyor. Sözel ve duygusal şiddet, ekonomik şiddet, cinsel istismar, cinsel şiddet, tecavüz ve cinayet. Araştırma sonuçları durumun çok vahim olduğunu gözler önüne seriyor.
        Maalesef ki kadınlarımızın bir bölümü görevlerini yerine getiremedikleri için eşlerinin bunu yapmaya hakkı olduğunu düşünüyor. Kadın, en güvenli yer olmasını umduğu kendi ailesinde eşi tarafından her türlü şiddete uğruyor.
       Özellikle bizim gibi ataerkil toplumlarda, kırsal kesimde sıkça rastlanan olgulardan bir kaçı, kadınların kendilerini ifade haklarının, çalışma ve eğitim haklarının ve çoğu kez de yaşam haklarının ellerinden alınmasıdır. Bu açıkça suç ve insan hakları ihlalidir. Kırsal bölgelerimizde devlet denetiminin olmaması sonucu yaşanan aşiret düzeni, söz konusu ihlallerin hâlâ devam ettiğini göstermektedir. Çocuk sayılabilecek yaştaki kızların istemedikleri evliliklere zorlanması, başlık parası karşılığında adeta satılması, kadın ve kızların karar süreçlerinde, fiziksel güçlerini orantısız olarak kullanmayı hak olarak gören, baba, amca ve ağabeylerin güdümünde bulunmaları... Tüm bu sebeplerle, töre cinayetleri ve kadın intiharlarının özellikle bu bölgelerden çıkması, yirmi birinci yüzyılda bir utanç tablosu olarak karşımızda durmaktadır. Erkek egemen zihniyet, gelenek göreneklerle içselleştirdikleri sistem sayesinde kadına şiddeti normalleştirmektedir.
            Kadına yönelik şiddete dikkat çekmek amacıyla, her yıl kasım ayının 25’ i, “Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü’’ olarak kutlanıyor. 25 Kasım 1960’da, Dominik Cumhuriyeti’nde diktatörlüğe karşı mücadele veren üç kız kardeşin öldürülmesine atfen, 1981 yılında Latin Amerika ve Karayip’lerdeki kadın örgütleri 25 Kasım gününü “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü”  ilan ettiler. Bu gelenek 1999 yılında, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul gördü..
       Birleşmiş Milletler, Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi Bildirgesi de, kadınlara yönelik şiddeti “Özel ve kamusal alan ayrımı olmaksızın, kadınlara fiziksel, cinsel veya psikolojik acı veren veya verebilecek olan bir eylem veya bu tür eylemlerle tehdit etme, zorlama, keyfi olarak özgürlüklerinden yoksun bırakma” olarak tanımlıyor.
         Ülkemizde kadına yönelik şiddetle mücadelede sorumluluk öncelikle kadın örgütlerine bırakılmış; oysa gelişmiş ülkelerde bu sorun için çok ciddi ödenekler ayrılmakta. Nüfusu yaklaşık seksen dört  milyon olan Almanya’ da kadın sığınma evi sayısı 400 iken, nüfusu dokuz buçuk milyon olan isviçrede  bu sayı 116. Türkiye’de ise bu sayı sadece 34. Ayrıca, gelişmiş ülkelerde geniş bir avlu veya bahçe içlerinde, yerleri sır gibi saklanan kadın sığınma evlerinde sağlık personeli, sosyal hizmetler görevlileri ve hukukçular bulunuyor. Bizde ise çalışanlarının çoğu gönüllü. Orada barınabilmeniz, gereksiz ve saçma bir sürü prosedüre bağlı. Üç aylık sürenin bitiminde kapının önüne bırakılmanız da olası. Kadın sığınma evlerinde, tehdit altındaki kadınları korumak için gizlilik gerekiyorken, savcılık başvuru olursa kadının adresini verebiliyor ve kadın sığınma evlerinde yaşanan cinayetlere tanık oluyoruz.
     Kadına yönelik şiddette özellikle devletin çok ciddi yasal düzenlemeler yapması gerekiyor.  Bu konuda duyabildiğimiz tek sevindirici gelişme, nüfusu 50 bini geçen belediyelere bir yönetmelikle kadın sığınma evi açma sorumluluğu verilmesi ve bunu yasayla zorunlu hale dönüştürme projesinin olması. Kendi adıma, erkek egemen bir mecliste bu yasanın geçeceğinden emin değilim. Umarım erkek  vekillerimiz bu kadarını bize çok görmezler.
 

Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

Bu habere toplam 1 yorum yazılmıştır.

gulsah evın akgul [ 05 Aralık 2010, 23:13 ]
Kadına yönelik şiddetin bildik hüzünlü öyküleri, geleneksel ön kabuller, toplumun ve devletin duyarsızlığı ile büyüyor. Şiddet yalnızca bedenlere zarar vermiyor, kadınların öz saygısını, ihlale direnme ve hak arama arzusunu zayıflatıyor veya yok ediyor.

Dünyada kadına yönelik şiddet, özellikle ekonomik, siyasal ve etnik sorunlarla iç içe geçerek artmaktadır. Nijerya'da, Emine Laval'ın evlilik dışı çocuk sahibi olduğu gerekçesiyle şeriat mahkemesi, Mardin'de Şemsiye Allak'ın ailesi tarafından taşlanarak öldürülmesine karar verilmesi bunun en somut ve güncel örnekleridir.

-Bugün dünya üzerinde yaşayan kadınların yarısı eşlerinden şiddet görüyor.

-Çin'de, yılda 1 milyon kız çocuğu doğar doğmaz öldürülüyor. Dünyada bu yolla kaybedilen kadın sayısı 40-50 milyonu buluyor.

-Uluslararası Göç Örgütü, her yıl 2 milyon kadının sınır ötesi kadın ticaretinde kullanıldığından bahsediyor.

-ABD'de, her 6 dakikada bir kadına tecavüz ediliyor.

-İngiltere'de, her 7 kadından biri birlikte olduğu erkek tarafından tecavüze uğruyor.

-Fransa'da, her ay 6 kadın aile içi şiddet nedeniyle hayatını kaybediyor.

Bunlarla birlikte, paylaşım savaşları, işgaller, ağır ekonomik bunalımlar ve yoksulluk biz kadınları şiddet cenderesine daha fazla itiyor. Antik Çağdan beri kadının bedeni, her savaşın üzerinde cereyan ettiği savaş toprağı olmuştur. Biz kadınlar, savaş dönemlerinde hem anlamsızca öldürülüyoruz, hem eşlerimiz, çocuklarımız katlediliyor, hem de tarihsel yazgımız haline gelen tecavüz olaylarına maruz kalıyoruz. Bir yandan da, erkeklerin savaş cephelerine sürülmeleriyle boşalan yerler ucuz kadın emeğiyle dolduruluyor; savaşın yol açtığı açlık ve yoksulluğun katlandığı sömürü işletiliyor.

Bu yüzden biz kadınlar, ABD'nin Irak'a saldırısının meşrulaştırılmaya çalışıldığı şu günlerde; savaşa, ABD'nin dünyanın dört bir yanını kana bulamasına, Türkiye'nin bu kirli oyunun bir parçası haline getirilmesine karşı olduğumuzu ilan ediyoruz! Bizler, eşlerimizin, çocuklarımızın ABD askeri olmasını istemiyoruz! Bugüne kadar Irak'ta ve dünyanın birçok yerinde işgaller ve ambargolar nedeniyle yüz binlerce kadının ve çocuğun katledilmesinin, şiddet görmesinin, aç bırakılmasının durdurulmasını istiyoruz.

Yorumların tamamını okumak için tıklayın.

Bu Yazarın Önceki Yazıları

Son Haberler

YENİ BİR KEMAL,YİNE BİR KEMAL31 Mayıs 2010

ANKET

Süper Lig'de bu yıl hangi takım şampiyon olur?






Tüm Anketler




© 2009 Corlu-Habercem.com      RSS Kaynağı | REKLAM | Sitene Ekle                                                                                                                             Altyapı: MyDesign Haber Sistemi