| ||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||
| Anasayfa |
Haber Ara |
Foto Galeri |
Videolar |
Anketler |
Sinema |
Kitap |
Müzik |
Günlük Burçlar
| ||||||||||||||||||||||||
HABER ARAEN ÇOK OKUNANLARİLGİLİ LİNKLER
SON YORUMLANANLAR |
HİPERTANSİYON
Hipertansiyon veya başka bir deyişle tansiyon yüksekliği oldukça sık rastlanılan ve çok ciddi komplikasyonlara yol açan bir hastalık olduğundan dolayı günümüzde bütün toplumları tehdit eden çok ciddi bir sağlık problemidir.
Tansiyon (kan basıncı) kanın damar duvarına yaptığı basınç olarak tanımlanır. Hipertansiyon ise gerçek anlamda bir çok tanımı vardır. Bazen, kan basıncının normal olarak kabul edilen sınırların üstüne çıkması (140/90 üstü), bazen vücuda zarar verdiği sınır, ki bu yüzden “Hipertansiyonun başladığı nokta, kan basıncını düşürmenin yararının, düşürmemenin yararından fazla olmaya başladığı noktadır.’’ tanımı daha uygun gözükmektedir. Günümüzde ideal tansiyon değeri sistolik 120 mmHg, diyastolik 80 mmHg (12/8) ve altı olarak düşünülmektedir. Ancak yapılan çalışmalar ışığında ‘’en düşük en iyidir! ‘’ yaklaşımı genelde kabul görmektedir. Semptomatik olmayan yani baş dönmesi, halsizlik, göz kararması gibi bir belirti yoksa, tansiyon değeri ne kadar düşük olursa risk o kadar az olur. Eğer herhangi bir problem yaratmıyorsa 90/70 hatta 80/60 değerlerinden korkmamak lazım. Hipertansiyona ait karakteristik bir belirti yoktur. Hipertansif hastalar genelde sağlıklı görünümdedirler ve pek ciddi bir şikayetleri yoktur. Ancak bu durum ileride meydana gelebilecek katastrofik (felaket) sonuçların olmayacağı anlamına gelmez. Ne yazık ki, bir çok hasta hipertansiyonu olduğunu felç, kalp krizi veya böbrek yetersizliği geliştiğinde öğrenmektedir. Hipertansiyonun genelde tek ve tanımlanmış bir nedeni yoktur. Hipertansiyon genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimi sonrası meydana multifaktöriyel (çok nedenli) bir hastalıktır. Hastaların ancak küçük bir yüzdesinde (%5) altta yatan bilinen bir neden (böbrek ve böbreküstü bezi hastalıkları, troid hastalıkları, kuartasyon gibi damar hastalıkları, kullanılan bazı ilaçlar vb) olabilir. Bunun dışında yaklaşık olarak %95’inde bilinen bir neden yoktur ve primer veya esansiyel hipertansiyon olarak bilinir. Esansiyel hipertansiyonda aile öyküsü önemlidir. Ailesinde 1. derece akrabalarında hipertansiyonu olanlarda hipertansiyon gelişme riski diğer bireylere göre daha yüksektir. Yani bazen atalarımız bizlere olumsuz gen bırakabiliyor. Eğer bizler bu olumsuz genlere sahipsek ve olumsuz çevresel faktörlere de (sedanter yaşam, obezite, stres, sigara, aşırı tuz alımı vb) kucak açarsak hipertansiyon kaçınılmaz oluyor. Hipertansiyon konusunda toplumumuzda ne yazık ki ‘’doğru bilinen yanlışlar’’ veya ‘’yanlış bilinen doğrular’’ şeklinde mitler söz konusudur. Hekimlik hayatımda, sıklıkla halk arasında (ne yazık ki bazen de hekimler arasında) şu yanlış düşüncelere rastlamışımdır: Doktor bey ben tansiyonumu ölçtürdüm, bende hipertansiyon yoktur! Nereden biliyorsun diye sorulduğunda ise keskin bir cevapla tansiyon değerinin örneğin 130/90 olduğunu bu nedenle hipertansiyon hastası olmadığını belirtmektedir. Oysa bu hasta şeker hastası olabilir veya böbrek fonksiyonları bozulmuş olabilir, bu durumda bu hasta hipertansiyon hastasıdır ve tedavi edilmelidir. Yani bu yanlış bilinen bir doğrudur. Doğru bilinen yanlışa örnek verecek olursak ise; ‘’İlacımı aldığımdan tuz alımına ve sigaraya devam ediyorum.’’ Ya da ‘’doktor hipertansiyon için iki ilaç verdi, iki ilaç vücuda zararlı, tek ilaç yeterli bu nedenle tek ilaca devam ediyorum!’’ Bu iki örnekteki durum da çok yanlış. Zira hipertansiyon tedavisi artık klavuzlara girmiş ve kim veya kimlerin hangi ilacı alacakları, neyi kısacakları bellidir. Tuz kısatlamasının ilaçla ilgisi yoktur. Yine tansiyon düşürmek için bazen 4-5 ilaca dahi gereksinim olmaktadır. Doğru olan ne yapıp edip tansiyonu ideal seviyeye düşürmektir. Eğer ilaçlara bağlı yan etkiler gelişirse bunu kişi kendi başına değil doktoruna danışarak yapmalı. Normalde tansiyonun bazı fizyolojik durumlarda yüksek olabileceği unutulmamalıdır. Gün içinde tansiyon oldukça labil (değişkenlik) seyreder. Zira eğzersiz, heyecan, stres ve aktiviteler ile tansiyon değeri artar. Bunun aksine kişi uyurken tansiyon belirgin olarak düşer. Bu nedenle hipertansiyon tanısı koyarken dikkatli olmalıyız. Ya 24 saatlik ambulatuar ölçüm (ayaktan kan basıncı ölçümü), ya da farklı zamanlarda en az üç ölçüm ortalamasına göre hipertansiyon tanısı konmalıdır. İdeal olan tansiyon ölçümünün profesyonel (hekim, hemşire, sağlık teknisyeni vb.) kişilerce ölçülmesidir. Bu durumda hata oranı en aza indirilir. Keza ölçüm esnasında manşonun çok hızlı indirilmesi, tansiyon ölçülen kolun kalp hizasında olup olmaması gibi ufak ayrıntılar bile tansiyon ölçümünü etkiler. Kısaca tansiyon ölçümünde dikkat edilecek hususlar şunlardır.
Holter tansiyon aleti zararsız bir tetkik aracı olup, vücuda bir kaydedici ile beraber takılır ve belli aralıklarla hem tansiyon hem de nabız ölçümünü yaparak kaydeder, sonuçta bu kaydedilen değerler bilgisayar ortamında analiz edilerek tansiyonun ne zaman ve hangi değerlere yükselip düştüğü, ne kadar sürdüğü, gece uykuda inip inmediği (non-dipper veya ekstrem dipper varlığı) gibi önemli bilgilere ulaşılabilir. Peki, ambulatuar ölçüm (ayaktan kan basıncı ölçümü) ya da ‘’tansiyon holter’’ kimlerde yapılmalı? Her hastaya bu alet takılmalı mı? sorusuna şu cevap verilebilir: Bu alet her yerde ve her zaman zaten takılamaz. Ayrıca her hastaya da takılmasına gerek yoktur. Belli hasta gruplarında takılması önerilmektedir.Yeni hipertansiyon tanısı alan hastalarda tanının doğrulanmasında, beyaz önlük hipertansiyon tanısının konmasında, antihipertansif tedavinin takibinde, feokromasitoma gibi kan basıncının değişkenlik gösterdiği durumlarda tansiyon holter takılma endikasyonu vardır. Hipertansiyonun en önemli ve en tehlikeli yanı basınç yüksekliğinin değerinden çok zamanla yıllar içinde vücuda verdiği hasardır. Sistemik hipertansiyon arterler (atardamar) ile ilişkili olduğundan, arterlerin bulunduğu (ki vücudumuzun hemen hemen her tarafından bulunur) her organı etkileyebilme özelliğindedir. Ancak sıklıkla kalp, beyin, böbrek, göz ve orta-büyük çaplı arterleri etkiler. Eğer hipertansiyon kontrol altında tutulmazsa yıllar sonra beyinde bir kanama, kalpte kriz, büyük damarlarda yırtılma veya böbrekte yetmezlikle karşımıza çıkabilir. Hipertansiyon özellikle diğer risk faktörleri ile beraber olunca risk geometrik olarak artmaktadır. (Şekil).
Hipertansiyonun zararlarını ve tedavi ile çok önemli kazanımlar sağlanacağını bilmemize rağmen bu hastalıkla ilgili veriler pek de iç açıcı değildir. Şöyle ki hastaların büyük bir kısmı hastalığının farkında dahi değildir. Farkında olanlarında büyük kısmı tedavi almamakta, tedavi alanların ise en az yarısında kan basıncı hedef düzeyde değildir. Bu durum ne yazık ki halen geçerliliğini korumaktadır. Türk Hipertansiyon Böbrek Hastalıkları Derneği’nin 2005 yılında yayınladığı bir rapora göre Türkiye’de 18 yaş üzeri bireylerde hipertansiyon prevelansının % 31, 8 olduğu ortaya çıkmıştır. Yani yaklaşık olarak her 3 kişiden birinin tansiyonu yüksektir. Hipertansiyonun kontrol altına alınması ile daha önce bahsettiğimiz olumsuz olayların belirgin bir şekilde azaltıldığı yapılan gözlemler ve çalışmalarla ortaya konmuştur. Tansiyon kontrol altına alınarak yaklaşık olarak ; 1) İnme (felç) riski %40 2) Kalp yetmezliği riski %50 3) Kalp krizi riski %25 4) Böbrek yetersizliği (albuminüri-mikroalbuminüri) riski %40 oranında azaltılır. Ciddi riskleri azalttığından dolayı engellenebilir bir risk olan hipertansiyonun artık halk tarafından daha iyi bilinmesi, tanı alanların tedaviye uyumu ve hekimler tarafından hangi hasta grubunda hangi tedavinin daha uygun olduğunun bilinmesi gerekir. Hipertansif bir bireyin evde kendi tansiyonunu ölçtürmeye teşvik etmemiz gerekir. Ancak bu konuda bireye gerekli eğitim verilmelidir. Evde genelde kullanılacak olan aletler dijital aletler olduğundan zaman zaman bunların cıvalı tansiyon aletleri ile kontrol edilmeleri gerekir. TEDAVİ; Tedavi iki başlık altında ele alınabilir. Bunlardan biri, yaşam biçimi değişikliği, diğeri ise farmakolojik (ilaç) tedavi. Yaşam biçimi değişikliği aslında sağlığımız için gerekli olup sadece hipertansiyon için değil, aynı zamanda diğer bir çok olumsuzluğun (dislipidemi, diyabet, obezite, artroz, ateroskleroz vb) meydana gelmemesi için de gereklidir. Ayrıca dikkat edilirse yaşam biçimi değişikliği hem daha ekonomik hem de herhangi bir yan etkisi olmayıp uygulanması da kolaydır. Yaşam biçimi değişikliği: 1-Diyetteki tuz’un kısıtlanması; Yapılan çalışmalarda çok tuz tüketen bir toplum olduğumuz ortaya çıkmıştır. Sofradaki tuz tüketimimiz çok fazla olmayabilir, ancak çok ekmek tüketen bir toplum olduğumuzdan, ekmek ile tuz tüketimimiz artmaktadır. Tuz kısıtlaması ile 8 mmHg ‘ya kadar tansiyon düşüşü sağlanabilir. 2-DASH diyetine uyum: Bu diyetteki temel mantık yüksek tansiyon ile mücadele etmek için gereken besinlerin alınmasına dayanmaktadır. Bu diyette bol miktarda potasyum, kalsiyum ve magnezyum, yağı azaltılmış yiyecekler, süt ve süt ürünleri, bol sebze ve meyve içermektedir. DASH diyeti ile ortalama 7-14 mmHg tansiyon düşüşü sağlanabilir. 3-Kilo verilmesi : Santral obezite özellikle hipertansiyon ile ilişkilidir. Her bir kilo verişi ile sistolik 1-2, diyastolik tansiyonda ise 1 mmHg düşüş sağlanır. Yani bir birey 10 kilo vererek yaklaşık 10-20 mmHg tansiyon düşüşü sağlar. Bu değer bir çok ilacın düşürdüğü değer kadardır. 4- Düzenli fiziksel eğzersiz; İdeal olan her gün en az 30-45 dakika izotonik eğzersiz (yüzme, koşu, tempolu yürüyüş, tenis vb) yapılmasıdır. Bu eğzersiz ile vücutta vazodilatatör hormonlar ( NO; nitrik oksit vb) salınır ve tansiyonda en az 4-9 mmHg düşüş sağlanır. 5-Alkol tüketiminin kısaltılması; Alkolün azı yarar, çoğu zarar mantığı ile, günlük alkol tüketiminin 30 ml altına düşürülmesi ile 4 mmHg kadar tansiyon düşüşü sağlanabilir. 6- Diğer faktörlerle mücadele; Yukarıda bahsedilenler dışında stresin azaltılmasına yönelik proğramlar (YOGA vb), sigaranın tamamen bıraktırılması önemli tansiyon düşüşü sağlar. İlaç tedavisi; Antihipertansif tedavi genel olmayıp, bireyselleştirilmelidir. Yani kime hangi ilacın daha yararlı olduğunun iyi bilinmesi gerekir ve yapılan tedavi ile maksimum kazanç sağlanması amaçlanmalıdır. Günümüz klavuzlarında artık kime? hangi? nasıl? ne zaman ? ne kadar ? ilaç verileceği ayrıntılı olarak bildirilmektedir. Yapılan klinik çalışmalar ışığında artık kanıta dayalı olarak ilaç seçimi yapılmalıdır. Yaşlılarda etkili olan ajanlar ile genç ve orta yaşlılarda etkili olanlar farklıdır. Diyabetik hipertansiflerde öncelikle kullanılacak ajanlar farklıdır. Kalp yetmezliğinde bazı antihipertansifler çok faydalı iken bazıları yarar yerine zarar verebilirler. Gereğinde ilaçlar kombine kullanılmalıdır. Kaç ilaç ile düşürülüyorsa düşürülsün mutlaka hedef kan basıncına ulaşılmalıdır. Unutmamak gerekir ki, tansiyon yüksekliğinin kendisi ilaçların yan etkisinden daha tehlikelidir. Yine unutulmaması gereken konulardan biri bireyin ilacı mutlaka düzenli kullanma gereğidir. Keza, eğer ilaç düzenli kullanılmazsa ilaçsız dönemlerde meydana gelebilecek kan basıncı yükseklikleri daha vahim olaylara yol açabilir. Günümüzde hipertansiyonda kullanılabilecek bir çok ilaç bulunmaktadır. Ancak bunlardan 5 grubu özellikle klavuzlar tarafından önerilmektedir. Diğer grup ilaçlar ise daha çok kombinasyon tedavisi veya özellik arz eden durumlarda kullanılmaktadır. Bu beş grup ilaç; Diüretikler (idrar söktürücüler), Beta blokerler, ACE inhibitörleri veya Anjiotensin reseptör blokerleri ve kalsiyum kanal blokerleridir. İlaç tedavisi uygulayacaklar öncelikle yaşam biçimini mutlaka değiştirmelidirler. Daha sonra ise mutlaka bir hekim tarafından ilaç tedavisi düzenlenmelidir. Tedavide diğer kardiyovasküler risk faktörlerinin (şeker hastalığı, kolesterol yüksekliği, stres, obezite, sigara vb) kontrolü de şarttır. Tedavinin ömür boyu olduğunu unutmamalıyız. Sağlıklı günler için tansiyonunuzun kontrol altında olması dileğiyle…. Doç.Dr.Kenan İLTÜMÜR Kardiyolog
|
|
||||||||||||||||||||||
| © 2009 Corlu-Habercem.com | ||||||||||||||||||||||||